Yakın zamanda halka “aile birliğini ve toplumsal yapıyı koruma” bahanesiyle önerilen 11. Yargı Paketi aslında LGBTİ+ bireylerinin varoluş hakkını kısıtlama teşebbüsüdür.Taslakta yer alan; biyolojik cinsiyete ters düşen tutum ve davranışların suç sayılması, cinsiyet değiştirme yaşının 25’e çıkarılması ve aynı cinsiyetten bireylerin aile kurma girişimlerinin cezalandırılması yönündeki maddelerin, TCK’nın “Hayasızca Hareketler” başlıklı 225. maddesinin değiştirilmesi hedefiyle TBMM’ye sevk edileceği tahmin edilmektedir.
Bir kimliğin varoluş mücadelesini yok saymaya çalışmak, yalnızca yasal bir kural olmanın oldukça ötesindedir. Bu eylem, insanlık onurunu cezaya tabi tutmak demektir. Halbuki Anayasanın 10. maddesi eşitlik prensibini, 17. maddesi ise bireyin dokunulmazlığını ve ruhsal varlığını güvence altına alır. Görünen o ki bu şekliyle sunulacak bir düzenleme hukuk devleti ilkesiyle ters düşecektir.
Yogyakarta İlkeleri, tüm insanların kendi tanımladığı cinsiyet kimliğinin kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça belirtir. Bu ilkelere göre, toplumsal cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim zemininde ayrımcılık yapılması yasaktır. Fakat gündemdeki yasa teklifi, LGBTİ+ bireylerinin varoluş şekillerini ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü “genel ahlak” bahanesiyle suç unsuru hâline getirmektedir. Çoğunluğun ilkelerini standart hâline getirirken, farklı olanı risk unsuru olarak belirler.
Bu tablo iktidarın toplumun ahlakını koruma iddiası adı altında egemenlik kurma isteği olduğunu gözlemleyebiliriz. Foucault, Hapishanenin Doğuşu adlı eserinde bu durumu şöyle açıklar;
“Modern iktidar , bireysel bedenleri disipline ederek onları itaatkâr ve verimli hale getirmeyi hedefler.”
Cinselliğin Tarihi adlı eserinde ise;
“Artık iktidarın odağı tek tek bedenlerden, bir bütün olarak nüfusun yaşamına kaymıştır.”
Günümüzde de benzer görünümle karşı karşıyayız. İktidar bize bedenin ne yapacağını, nasıl davranacağını ve “normal” olmanın ne olduğunu anlatıyor. Bunu da her zaman yaptığı gibi toplumun ahlakı ve bütününü koruma isteği bahanesiyle yapıyor. Halbuki, iktidarın kimleri hiçe saymaya karar verdiği noktada gerçekte etik değil boyun eğdirme arzusu devreye girer. Bu kural sadece LGBTİ+ bireylerin haklarını değil toplumun tümünün özgürlük alanını kısıtlamaktadır. Çünkü benliğe müdahale, yalnızca bir zümrenin değil herkesin yaşam şeklini tehlikeye atar. Bu sebeple, toplumsal cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımı gözetmeksizin tüm şahısların onurlu bir yaşam sürme hakkını korumak, yalnız bir sınıfın değil bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Biz “genel ahlak” ismi altında sürdürülen bu zorlamaları kabul etmiyoruz. Onurlu bir yaşam, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği ne olursa olsun herkesin ayrıcalığıdır. Onurlu bir varoluş hiçbir yasayla kısıtlanamaz.





